Posts in: İnsanlık Halleri

2017
December 17

Kaliforniya niçin yanıyor?

Bu habere bakın, Kaliforniya niçin yanıyor cevabı burda: http://theantimedia.org/robot-scare-homeless-people/

San Francisco’da evsiz insanlar, ev hayvanları barınağı etrafında küçük çadır ve mukavva kutu evcikler yapmışlar, geceleri orada kalıyorlar. Hayvan barınağında hayvanları barındıranlar evsiz insanları orada istemiyorlar. Hayvan barınağını işletenler bir robot kiralamışlar; robot evsiz insanları rahatsız ediyor ve kovmaya çalışıyor.

 

 

 

 

 

 

Evsiz insanların ev hayvanı kadar değeri olmayan bir ülke yanmaya mahkümdur.

Ha, bir şey daha var: Hayvan barınağını işletenler bir insan bekçiyi değil de niçin bir robotu işe almışlar diye soracak olursanız: Robot daha “ucuz”. Robotun saat ücreti 6 dolar ama insan bekçinin saat ücreti 16 dolarmış. Evet cidden tek sebebi bu. İşe alınmayan insan bekçinin de evsizler ordusuna katılması an meselesi tabii.

Bu arada her ne kadar böyle adaletsizliklere dikkat çekmeye çalışan biri olsam da benim de (Santa Barbara’daki) evim yanabilir. Ama üzülmüyorum çünkü (unlike almost all of them) ben kazâya ve kadere inanıyorum. Bunda da bir yol, bir mesaj vardır. Ben mesajımı aldım sanıyorum.

2017
October 25

Anne

I wish I had stayed with you every single day of the every single year since that day, until you got tired of me, until you I got tired of you, listening to your endless stories forever repeated, embellished, mixed up with illusions and dreams … feeling miserable, wasted, depressed with broken dreams, but your dark eyes always at my sight, many months and years would come and go by. I want you to know that the pain I feel right now is a lot worse than what would have been, having been away from you since then. There was not a single experience, sight or color that paid off; The sum of all my experiences away from you is not worth a single minute of being with you.

2017
October 25

Çaykur seni seviyorum

Çaykur seni seviyorum; ama azıcık disleksiya var sende ..
Olsun yine de seviyorum seni lan!!

En çok sevdiğim çaylarindan biri Anadolu Filiz çayı. Kartonumsu kutuların içinde olan bu çay kutusunun kapağını açınca içinden ikinci bir çay torbası çıkıyor. Parlak, su ve neme dayanıklı bir kağıttan yapılmış. Ne özenli!
Dikkatlice karton kutuyu açıyorum ve diğer kağıt torbaya ulaşıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O ne? İkinci torba kutunun içine ters konulmuş sanırım .. yakından bakalım:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hmm .. olabilir diyelim. Neyse. Kutudan dikkatlice çıkarıp, havada bir takla attırıp, tekrar kutusuna koyayım ..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tabii asıl amacım, çaya kolaylıkla ulaşmak.
Böyle düzgün durursa, daha kolay ve düzenli olur, di mi?

Çayımı yaparken, gülümsüyorum.
Lan Çaykur! Lan, sadece bu kutu değil ki? Tüm kutulara ters koyuyorsun, canım.
Şimdiye kadar onlarcasını açtım, hiç düz duranı görmedim.
Yoksa, sen disleksik misin?
Söyle, valla kızmicam .. niye kızayım canım.
Bende de var biraz.

Lan Çaykur seni seviyorum; azıcık disleksiya var sende ama ..
Olsun yine de çok seviyorum seni.

2017
October 23

Buena Aventura

Tabii ki İspanyolcada aventura‘nın ne anlama geldiğini biliyorsunuz! Avantür kelimesi Türkçeye nereden geldi sanıyordunuz? Diğer yandan buena: iyi, güzel veya harika demek.

Şimdi size Harika Maceramı anlatayım. 2014 Eylül ayının ilk haftası Colombia’nın Santiago de Cali şehrindeydim. 6 Eylül sabahı üniversiteden öğretim üyesi 3 arkadaş (Jaime, Vladimir & Claudia) ile Santiago de Cali şehrinin 50km kadar yakınlarındaki dağ köylerine gittik. Amacımız Predio Yanaconas denilen milli parkta yürümekti. Tabii, olağanüstü dağ, orman, ağaç, bitki, çiçek, kuş ve kelebek zenginliklerine hayran kalarak yolumuza devam ettik. Fotoğrafların bir kısmı aşağıdaki slaytlarda.

 

Çok daha ilginç yanı, bu yürüyüşümüz sırasında bir Chiva otobüsüne raslamış olmazdı. Daha önce sadece fotoğrafını veya tablolarda resmini gördüğüm bu otobüslerden biri birden karşımızda belirdi ve ben de fotoğrafını çektim! Chiva, Kolombiya ve Peru’nun dağ köylerinde ulaşımı sağlayan ve yerel sanatçıların süsleyip bezediği otobüsler. Bu tip otobüsler yıllar önce Türkiye’de de vardı ama biz böyle hiç süslemedik sanıyorum.

 

Ancak bundan sonra çok güzel bir macera yaşadık (buena aventura). Maceramız, Jaime isimli hoca arkadaşımızın birazcık eskice arabasının yürüyüşden dönüş yolunda bozulmasıyla başladı.

Tamirciye telefon da problemi çözmedi, ne yazık ki. Tamirci, yarım kadar saat bekleyip, yeniden çalıştırmayı önerdi ama bu da işe yaramadı. Bu arada iyice karanlık çöktü. Ben, Vladimir ve Claudia, belki bir araç buluruz diye köy merkezine doğru yürüdük ve bize otobüsü beklememiz önerildi.

Döndüğümüzde araç sahibi arkadaş (Jaime) aracı önüne parkettiğimiz köy evinin sahibi ile sohbet ediyordu. Jaime bana onu “arkadaşım”, diye tanıttı! Çok şaşırdım, “bir dağ köyünde bir arkadaşa rastlamak ne güzel bir şey” dedim .. “yok, yok”, dedi, Jaime, “yanlış anladın, şimdi arkadaş olduk! Açıkladı: biz Kolombiyalılar böyleyiz işte, anında arkadaş oluruz.”

Çok haklıymış; Jaime’nin yeni arkadaşı da bize yardım etti, aracı bahçesinin içine parkettik; Jaime, “ben yarın tamirci ile gelene kadar burada güvende olur” dedi. Bu birinci arkadaşlık vakası!

Yol kenarında beklerken, bir Chiva otobüsü geldi ve biraz önce fotoğrafını çekmiş olmakla övündüğüm o otobüslerden birine binmiş oldum! Evet, ben bir Chiva otobüs yolcusu olmayı başardım.

Yarım saatlik takır tukur bir yolculuktan sonra yakın bir köye vardık. Köy merkezinde kadın erkek bir çok kişi bizimle ilgilendi, benim yabancı olduğumu anlayanlar gelip elimi sıktı, bana sarıldı ve sohbete başladı! Bu ikinci arkadaşlık vakası!

Bizim için taksi olarak çalışan eski bir jeepi önerdiler. Markası Jeep değil ama doğrusu ne anlayamadım. Hemen sürücü ortaya çıktı; o bizi beklerken, yeni bulduğumuz köylü arkadaşlarımızla sohbeti koyulaştırdık. Bir tanesi bana yüksük kadar bir bardağın içinde suya benzer bir içki ikram etti; ben Vladimir’e baktım, o bana “likör” deyince, yeni bulduğum bu arkadaşlıklardan değerli başka bir şey olabilir mi diyerek içtim!! Bu da üçüncü arkadaşlık vakası!

Bir saat kadar sohbet ettiken sonra arkadaşım bana kendi pançosunu zorla hediye etti.
Evet, aynen öyle oldu. Bu da dördüncü arkadaşlık vakası!

Sonra tarihi jeepimize atladık.

Ne kadar tarihi olduğunu size bir fotoğrafla anlatmaya çalışayım; örneğin, hiç bir göstergesi yok ve sürücümüz içeriye toz girmesin diye karton kullanmış.

Bu da kendisine çaktırmadan bir selfie çektim. Fotoğrafda ayrıca üzerimdeki mavi renkli panço da görünüyor. Biraz karanlık, idare edin.

Jeepimiz bizi adı 30 Kilometre olan bir köye getirdi. Evet yanlış duymadınız, köyün adı 30 Kilometre. Bu ismin sebebini Vladimir ve ben, köyün Santiago de Cali’ye olan net uzaklığına bağladık. Gerçek sebebi henüz öğrenmiş değilim.

Bu köyde tarihi sayılmayacak ama yine de eski bir otobüse bindik ve Santiago de Cali şehrine döndük.

Harika Maceram bundan ibaret.

Bu maceradan şunu öğrendim: Hiç arkadaşım yok diyorsanız, yanılıyorsunuz; Colombia’ya gidin. Evinin bahçesinde arabanızı parketmenize izin verecek, köye girdiğinizde hemen yanınıza gelip sizinle konuşacak, içkisinden ve yiyeceğinden size ikram edecek ve sırtından pançosunu çıkarıp size giydirecek Colombia’lı arkadaşlarınız olacaktır.

Viva Colombia. Viva Colombians. I know well that you will never despair because your essences are love and friendship. The world has much to learn from you.

2017
October 22

Climbing Ağrı Dağı

A majestic volcanic mountain called Ağrı Dağı, in English the Ararat, rises in eastern Turkey, on the border of Armenia and Iran, visible from 3 countries. It is the tallest mountain in Turkey. I measured the height as 5132m using the aster method when I was at the summit. However, many geography books claim it to be 5165m; several guides told me that this information is incorrect and the correct value is about 5135m. Indeed, the Google Map says that is 5137m (16,854 feet).

Its mythical story notwithstanding, it is a beautiful mountain majestically visible from Turkey, Armenia, and Iran. Together with her younger sister Küçük Ağrı Dağı, in English Little Ararat, (3925m, the 6th tallest mountain in Turkey), it has gorgeous views in all seasons.

 

Climbing Ararat

A usual climbing expedition takes 5 days and 4 nights to get to the summit and to return. There are known 5 routes to the summit. The currently used (and the most popular) route is the Southern route, which starts from the town of Bayazid (official name: Doğubeyazıt), more specifically, from a town called Çevirme (Çarme, in Kurdish) at the elevation of 2189m. This is the route I took with my team to climb.

On the other hand, the Western route requires walking over a glacier on the west side of the mountain after about 4000m, which is more dangerous. There are two Northern routes, via the town of Iğdır, one of which requires technical climbing, while the other seems to be similar to the popular Southern route in difficulty. There is also an Eastern route which is less known and used, but does not seem to be too challenging.

Climbing Ararat via Southern Route

The Southern route climbers start the first day by arriving the Çarme Village (elevation: 2189m) with car, and climbing up to the Base Camp (elevation: 3361m) during the first day. This walk takes 4-5 hours. The first night is spent at the Base Camp.

The second day, there is about 4-5 hours of climb to the Second Camp (elevation: 4200m) for acclimating. The Second camp is much rockier, and has smaller area for tents. Acclimating climbers usually do not spend time at there, instead spend their hour at about 100m below. The team returns to the Base Camp during the second day and spend the night at the Base Camp.

The third day the climbers go up to the Second Camp and actually put their tents up and “try to sleep” there for a few hours.

At around 1am, which is now the beginning of the fourth day, climbing to the Summit (5137m) starts from the Second Camp (4200m). After about 4700m, the Ararat glacier starts and climbers need crampons. The Summit is reached usually around 6-7am (in 5-6 hours) which is also the beginning of the fourth day. The Summit is usually very cold (-5 Celsius or below, in July) and quite windy, it is not possible to stay too long there. Snow and ice storms are very common, but there are also windy and sunny days. The climbing party starts descending to the Second Camp which takes about 4 hours. After spending a few hours at the Second Camp the party returns to the Base Camp during the fourth day, before the Sun sets. The fourth night is spent at the Base Camp.

In the morning of the fifth day, the party returns back to the Çarme Village.

It is of course possible not to be able to proceed, if the weather turns from good to bad at any given time. Depending on the weather conditions, the party may have to return from the First Camp, or the Second Camp or somewhere after that, before reaching the Summit. Life happens!

My Climb: Day 0

I flew from Ankara to Iğdır on Monday afternoon, July 21, 2014. Iğdır is one of most beautiful towns in eastern Turkey, full of fruit trees and gardens. It is located on the northeastern side of Mount Ararat. Basalt rocks  fallen from the mountain create a gorgeous view as one drives from Iğdır to Doğubeyazıt.

I met my guide Cemal Güneş before the evening when I arrived at Doğubeyazıt, and we reviewed and completed my equipment needs.

My Climb: Day 1

At 8 am on July 22, I found him in the town and we drove to the hotel where the climbing teams were staying. My team had 2 other members from Catalonia — they did not want to be identified as from Spain: Tony and Joan. There was another team, consisting of 17 Danish citizens and 2 guides (Yıldırım ve Bülent). Two vans took us from Doğubeyazıt to the Çarme Village, which takes about 1.5 hours of drive. The elevation of Çarme is 2189m. Once arrived at Çarme, the vans unloaded the tents, food and everything else, which were to be taken by mules and horses, while we walked over a rocky terrain about 5 hours in order to get to the Base Camp which is at 3361m.

 

 

*******
.. in progress