2017
October 25

Anne

I wish I had stayed with you every single day of the every single year since that day, until you got tired of me, until you I got tired of you, listening to your endless stories forever repeated, embellished, mixed up with illusions and dreams … feeling miserable, wasted, depressed with broken dreams, but your dark eyes always at my sight, many months and years would come and go by. I want you to know that the pain I feel right now is a lot worse than what would have been, having been away from you since then. There was not a single experience, sight or color that paid off; The sum of all my experiences away from you is not worth a single minute of being with you.

2017
October 25

Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim – Ece Ayhan

1. Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim

Emrazı Zühreviye Hastanesi’ne kapatıldı anamız
Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır

Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran’da
Acı Bacı’nın acı bilmez uçurtma çocuklarına

Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?

2. Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede
Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği

Dudullu’dan tâ Salacak’a koşarak alkışlayalım
Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları

Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?

2017
October 25

Soneto XVII – Pablo Neruda

Soneto XVII

No te amo como si fueras rosa de sal, topacio
o flecha de chaveles que propagan el fuego:
te amo como se aman ciertas cosas oscuras,
secretamente, entre la sombra y el alma.

Te amo como la planta que no florece y lleva
dentro de si, escondida, la luz de aquellas flores,
y gracias a tu amor vive oscuro en mi cuerpo
el apretado aroma que acendio de la tierra.

Te amo sin saber como, ni cuando, ni de donde,
te amo directamente sin problemas ni orgullo:
asi te amo porque no se amar de otra manera,

sino asi de este modo en que no soy ni eres,
tan cerca que tu mano sobre mi pecho es mia,
tan cerca que se cierran tus ojos con mi sueno.

XVII Sonnet

I do not love you as if you were salt-rose, or topaz,
or the arrow of carnations the fire shoots off.
I love you as certain dark things are to be loved,
in secret, between the shadow and the soul.

I love you as the plant that never blooms
but carries in itself the light of hidden flowers;
thanks to your love a certain solid fragrance,
risen from the earth, lives darkly in my body.

I love you without knowing how, or when, or from where.
I love you straightforwardly, without complexities or pride;
so I love you because I know no other way

than this: where I does not exist, nor you,
so close that your hand on my chest is my hand,
so close that your eyes close as I fall asleep.

17. Şiir — benim tercümem

Ben seni bir gül veya değerli taşı sevdiğim gibi seviyor değilim
veya ateşin fırlattığı karanfillerin okları gibi
Ben seni bazı karanlık yerlerin sevilmesi gibi seviyorum
gizlice, gölge ile can arasında

Ben seni henüz açamamış bir goncayı sevdiğim gibi seviyorum
hani kendi içinde çiçeklerin ışığını saklayan
Senin aşkınla özel bir koku
topraktan yükselip, bende yaşıyor

Ben seni nasıl, niçin, ne zaman veya nereden, bilmeden seviyorum
Ben seni düpedüz seviyorum, karmaşıklık veya gururdan yoksun
Ben seni seviyorum çünkü başka türlüsü nasıl olur; doğrusu bilemiyorum

şöylesine: ben yokum, aslında sen de yoksun
göğsümdeki elin o kadar yakın ki, o benim elim
o kadar yakın ki gözlerin, onlar kapandığında ben de uyuyorum

2017
October 25

Geldi karşıma oturdu

Geldi karşıma oturdu
Ne acelesi var gibiydi ne de yok gibiydi
Bir ceylan gibi süzüldü — kolunu uzattı
Masanın üstüne sigara paketini koydu
Çantasını o narin omzundan indirip
Sandalyesinin kenarına astı
Zaman durdu

Zaman narince akmaya başladı
İnce uzun boynunu uzatıp
Dalgalı saçları rüzgarda yüzer gibi
Gözlerime baktı
Gözyaşlarımı zorla tutup, ben de baktım
Nerelerdeydin mahallelim dedim — içimden tabii
Bilir misin ne çok aradım seni
Ne çok özledim
Varlığını bilerek ve bilmeden
Bilmezsin tabii
Zaman başımı döndürdü ve gitti

Zaman nazlanarak geriye döndü
Ben giderken sen doğmamıştın bile
O narin bedeninle, burnunun sümüklerini silmeden
Sokağımın köşesinden koşarak
Koşacağını bilseydim
Beklerdim — hızlı koşma derdim
Hızlı koşma duşersin — dizin kanar
İçim kanar — ben yanarım
Uzanıp tekrar yakaladım zamanı

Hafifçe masaya bıraktım zamanı
Ürkütmeden, gitmez artık diye umutla
Köprücük kemiklerinden yukarı doğru bakıp
Boynunun kaslarını takip ederek
O mükemmel yüzüne ulaştım
Uzun uzun baktım — evet, çok iyi biliyorum seni
Ama beni bu kadar derinden yaralayacağını
Nasıl ve niçin düşünemedim
Zaman beni alıp gitti
Zaman beni
Zaman

2017
October 25

Çaykur seni seviyorum

Çaykur seni seviyorum; ama azıcık disleksiya var sende ..
Olsun yine de seviyorum seni lan!!

En çok sevdiğim çaylarindan biri Anadolu Filiz çayı. Kartonumsu kutuların içinde olan bu çay kutusunun kapağını açınca içinden ikinci bir çay torbası çıkıyor. Parlak, su ve neme dayanıklı bir kağıttan yapılmış. Ne özenli!
Dikkatlice karton kutuyu açıyorum ve diğer kağıt torbaya ulaşıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O ne? İkinci torba kutunun içine ters konulmuş sanırım .. yakından bakalım:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hmm .. olabilir diyelim. Neyse. Kutudan dikkatlice çıkarıp, havada bir takla attırıp, tekrar kutusuna koyayım ..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tabii asıl amacım, çaya kolaylıkla ulaşmak.
Böyle düzgün durursa, daha kolay ve düzenli olur, di mi?

Çayımı yaparken, gülümsüyorum.
Lan Çaykur! Lan, sadece bu kutu değil ki? Tüm kutulara ters koyuyorsun, canım.
Şimdiye kadar onlarcasını açtım, hiç düz duranı görmedim.
Yoksa, sen disleksik misin?
Söyle, valla kızmicam .. niye kızayım canım.
Bende de var biraz.

Lan Çaykur seni seviyorum; azıcık disleksiya var sende ama ..
Olsun yine de çok seviyorum seni.